Yüksekolkullarda verilen eğitim tamamen kitaba dayalı bir eğitim. Daha doğrusu bir öğretim. Okuldan mezun olan talebeler denizden çıkmış balık gibi ortada kalıyorlar. Hayata dair, iş hayatına dair hiçbir şey öğrenmeden; hiçbir iş disiplini öğrenmeden...
İş hayatına girebilirlerse, ne yapacaklarını bilmeden, uzun bir süre ortada yalancı pehlivan gibi dolaşıyorlar. Hem yaptıkları işten memnun olmuyorlar hem de aldıkları ücretten. Hiç kimse onlara öğretmiyor ki, iş hayatında diplomaya maaş bağlanmaz. Diploma sadece belirli bir kariyere sahip olunduğunun belgesidir. Halbuki işyeri onlardan, firmaya kazanç sağlayıcı çalışma bekler.
Bir yüksekokul mezunu için diploma, sadece kapıyı açan bir anahtar görevi görür. İşyerine girdikten sonra onları orada tutan artık diplomaları değil, becerileri ve firmaya yaptıkları katkılardır. Ne var ki okullarda eğitim vermiyoruz; sadece ders öğretiyoruz. Oysa anaokulundan yüksek okula kadar öğretim değil eğitim vermeliyiz. Çocuklarımız okullara emanet. Gereken eğitimi verdiğimizi kim söyleyebilir?
Yüksek okullarda eğitim sisteminde değişiklik yaparak, programa, çeşitli iş yerlerinin desteğini sağlamalıyız. Ayda bir defa değişik iş yerlerinin müdürleri, genel müdürleri, patronları, okullarda seminerler vermeli, iş yerlerinin gelecekte bu talebelerden neler bekleyeceklerini anlatmalı. Her iş yeri böyle bir programa destek verecektir. Çünkü gelecekte bu gençlere ihtiyacı olacaktır. Bu eğitim, standart bir hale getirilerek ülke çapında zorunlu hale getirilmelidir. Yoksa bugünkü gibi staj adı altında çocukların iş yerlerinde boşa vakit harcamasıyla bir yere varılmaz.
Staj denen saçmalık
Bir staj zorunluluğu getirilmiş, âdet yerini bulsun diye yüksek öğrenim gören gençler çeşitli firmalarda sözüm ona staj yapıyorlar, iş öğreniyorlar. Böyle saçmalık olmaz!
Hangi stajyer talebeye baksanız, iş yerinde hiçbir şey öğrenmemiştir. Mümkün değil öğrenemez.
Her iş yerinde, hiç aksamadan yürütülmesi gereken işler vardır. Bu işlerden sorumlu olan elemanlar da... Haftada 2 veya 3 gün bir stajyer işyerine gidecek, eleman işini bu stajyere bırakacak, stajyer de iş öğrenecek! Olacak iş mi bu! Hiçbir görevli, işini, haftada birkaç gün gelen ve iş bilmeyen birine bırakmaz. Peki ne yapar? Stajyere bir sandalye verir; kendini izlemesini söyler. Stajyerin sorularına bile cevap vermeye zamanı yoktur; tahammülü de... Stajyer, boşuna vakit kaybeder. Hiçbir yarar sağlayamaz. Sıkıntıdan patlar, sağda solda aylak aylak gezer. Stajyerin bu aylaklığı işi yapan görevlinin de işine gelir. Staj sonunda sahte bir evrak doldurulur, patron da imzalar. Güya staj yapılmıştır.
Gençlerimize yazık oluyor. Birilerinin mutlaka bir şeyler yapması lazım.
Meslek yüksek okullarına ağırlık verilmeli
Çocuklarımızı üniversitelere göndermek için çırpınıyoruz. Oysa hiç düşünmüyoruz ki üniversiteler akademisyen yetiştirirler. Akademisyenler, konularında ilerleyerek doçent, profesör olurlar. Üniversiteler bunun için kurulmuştur. Çocuklarımızın akademisyen olmalarını istiyorsak elbette üniversiteye göndermeliyiz. Ama iş hayatında bir firmada görev almalarını istiyorsak, onları meslek yüksek okullarına göndermeliyiz. Tabi bulursak...
Ülkemizde, üniversite yerine meslek yüksek okullarına ağırlık vermeliyiz. Aynen Batı'nın yaptığı gibi. Bir Batı hayranlığıdır gidiyor ama o da ezber... Batı'nın ne yaptığını incelemeden... Özellikle sanayide ilerlemiş ülkelerden biri olan Almanya'da yüksek okulların çoğunluğunu Teknik Okulların, Meslek Yüksek Okullarının
oluşturduğunu görürüz.
En kısa sürede ülkeyi Teknik Okul ve Meslek Yüksek Okullarıyla donatmalıyız. Bu konuda velileri de uyararak, çocuklarını böylesi okullara özendirmelerini sağlamalıyız.
İş hayatına girebilirlerse, ne yapacaklarını bilmeden, uzun bir süre ortada yalancı pehlivan gibi dolaşıyorlar. Hem yaptıkları işten memnun olmuyorlar hem de aldıkları ücretten. Hiç kimse onlara öğretmiyor ki, iş hayatında diplomaya maaş bağlanmaz. Diploma sadece belirli bir kariyere sahip olunduğunun belgesidir. Halbuki işyeri onlardan, firmaya kazanç sağlayıcı çalışma bekler.
Bir yüksekokul mezunu için diploma, sadece kapıyı açan bir anahtar görevi görür. İşyerine girdikten sonra onları orada tutan artık diplomaları değil, becerileri ve firmaya yaptıkları katkılardır. Ne var ki okullarda eğitim vermiyoruz; sadece ders öğretiyoruz. Oysa anaokulundan yüksek okula kadar öğretim değil eğitim vermeliyiz. Çocuklarımız okullara emanet. Gereken eğitimi verdiğimizi kim söyleyebilir?
Yüksek okullarda eğitim sisteminde değişiklik yaparak, programa, çeşitli iş yerlerinin desteğini sağlamalıyız. Ayda bir defa değişik iş yerlerinin müdürleri, genel müdürleri, patronları, okullarda seminerler vermeli, iş yerlerinin gelecekte bu talebelerden neler bekleyeceklerini anlatmalı. Her iş yeri böyle bir programa destek verecektir. Çünkü gelecekte bu gençlere ihtiyacı olacaktır. Bu eğitim, standart bir hale getirilerek ülke çapında zorunlu hale getirilmelidir. Yoksa bugünkü gibi staj adı altında çocukların iş yerlerinde boşa vakit harcamasıyla bir yere varılmaz.
Staj denen saçmalık
Bir staj zorunluluğu getirilmiş, âdet yerini bulsun diye yüksek öğrenim gören gençler çeşitli firmalarda sözüm ona staj yapıyorlar, iş öğreniyorlar. Böyle saçmalık olmaz!
Hangi stajyer talebeye baksanız, iş yerinde hiçbir şey öğrenmemiştir. Mümkün değil öğrenemez.
Her iş yerinde, hiç aksamadan yürütülmesi gereken işler vardır. Bu işlerden sorumlu olan elemanlar da... Haftada 2 veya 3 gün bir stajyer işyerine gidecek, eleman işini bu stajyere bırakacak, stajyer de iş öğrenecek! Olacak iş mi bu! Hiçbir görevli, işini, haftada birkaç gün gelen ve iş bilmeyen birine bırakmaz. Peki ne yapar? Stajyere bir sandalye verir; kendini izlemesini söyler. Stajyerin sorularına bile cevap vermeye zamanı yoktur; tahammülü de... Stajyer, boşuna vakit kaybeder. Hiçbir yarar sağlayamaz. Sıkıntıdan patlar, sağda solda aylak aylak gezer. Stajyerin bu aylaklığı işi yapan görevlinin de işine gelir. Staj sonunda sahte bir evrak doldurulur, patron da imzalar. Güya staj yapılmıştır.
Gençlerimize yazık oluyor. Birilerinin mutlaka bir şeyler yapması lazım.
Meslek yüksek okullarına ağırlık verilmeli
Çocuklarımızı üniversitelere göndermek için çırpınıyoruz. Oysa hiç düşünmüyoruz ki üniversiteler akademisyen yetiştirirler. Akademisyenler, konularında ilerleyerek doçent, profesör olurlar. Üniversiteler bunun için kurulmuştur. Çocuklarımızın akademisyen olmalarını istiyorsak elbette üniversiteye göndermeliyiz. Ama iş hayatında bir firmada görev almalarını istiyorsak, onları meslek yüksek okullarına göndermeliyiz. Tabi bulursak...
Ülkemizde, üniversite yerine meslek yüksek okullarına ağırlık vermeliyiz. Aynen Batı'nın yaptığı gibi. Bir Batı hayranlığıdır gidiyor ama o da ezber... Batı'nın ne yaptığını incelemeden... Özellikle sanayide ilerlemiş ülkelerden biri olan Almanya'da yüksek okulların çoğunluğunu Teknik Okulların, Meslek Yüksek Okullarının
oluşturduğunu görürüz.
En kısa sürede ülkeyi Teknik Okul ve Meslek Yüksek Okullarıyla donatmalıyız. Bu konuda velileri de uyararak, çocuklarını böylesi okullara özendirmelerini sağlamalıyız.
2 yorum:
işe başladım hiçbirşey öğrenemiyorum öğretmiyolar işten çıkaracaklar blekide bu yüzden başka işe girsem durum yine aynı oalcak yalvarırım dua edin bana bunu okuyan herkesten rica ediyorum
işe başladım hiçbirşey öğrenemiyorum öğretmiyolar işten çıkaracaklar blekide bu yüzden başka işe girsem durum yine aynı oalcak yalvarırım dua edin bana bunu okuyan herkesten rica ediyorum
Yorum Gönder