Bugün bankacılık hem özelleştirilmiş, hem de kapitalizmin gölgesine girmiştir. Bankacılık bir kâr müessesi haline getirilip ticarethaneye dönüştürülmüştür.
Atatürk'ün tesis ettiği Türkiye bankacılığı ise Batı bankacılığından çok farklı ve ticarethane olma amacından çok uzaktır. Bu amaç, halkın elinde bulunan küçük birikimlerin, halk yararına olacak bir şekilde düşük bir faizle toplanıp büyük bir sermaye oluşturmak ve bu büyük sermayeyi de üreticilere gene küçük faizlerle tahsis ederek sanayiyi ve üreticiyi desteklemektir. Kâr amacı yoktur. Amaç, hem küçük tasarruf sahiplerinin menfaatini korumak hem de üretimi arttırmaya yönelik üreticiyi güçlendirmektir.
Ne olduysa, bu esaslar çabucak unutularak, kapitalizmin kucağına düşülmüş; bankacılık özelleştirilerek büyük bir çıkar kapısı haline dönüştürülmüştür.
Bankaların, kendilerini övmek için, gazetelerin büyük boy ilanlarında, hiç rahatsızlık duymadan ne kadar kârlı olduklarını gösterdikleri ilanlarına rastlamaktayız. Bu yetmiyormuş gibi, gene hiç rahatsızlık duymadan devasa ve aşırı lüks gökdelenler yaparak halka tafra atmaktadırlar. Bu paraların; ömür boyu yemeyip, içmeyip, üç kuruş biriktirerek bankada hesap açan halktan elde edilen olağanüstü kârlarla; alın teri döküp, bin bir zorlukla ayakta durmaya çalışan fabrikalardan yüksek faizlerle temin edildiğini fütursuzca sergilemektedirler. Ne yazık ki, kendisine yapılan bu saygısızlığa halkımızdan hiçbir tepki gelmemektedir.
Bankalar, bir ülke halkının hazinesi, sermayesi ve hayat kaynağıdır. Bu kaynak bugün rahatlıkla yabancı uluslara satılabilmekte, halka ait bu kaynaklar yabancı ülkelerin kontrolüne verilebilmektedir.
Bankacılık derhal devletleştirilerek millîleştirilmeli, kâr hesabı bırakılıp tasarruf sahiplerine, esnafa, tarımla uğraşana, fabrikalara destek olunmalıdır.
Atatürk'ün tesis ettiği Türkiye bankacılığı ise Batı bankacılığından çok farklı ve ticarethane olma amacından çok uzaktır. Bu amaç, halkın elinde bulunan küçük birikimlerin, halk yararına olacak bir şekilde düşük bir faizle toplanıp büyük bir sermaye oluşturmak ve bu büyük sermayeyi de üreticilere gene küçük faizlerle tahsis ederek sanayiyi ve üreticiyi desteklemektir. Kâr amacı yoktur. Amaç, hem küçük tasarruf sahiplerinin menfaatini korumak hem de üretimi arttırmaya yönelik üreticiyi güçlendirmektir.
Ne olduysa, bu esaslar çabucak unutularak, kapitalizmin kucağına düşülmüş; bankacılık özelleştirilerek büyük bir çıkar kapısı haline dönüştürülmüştür.
Bankaların, kendilerini övmek için, gazetelerin büyük boy ilanlarında, hiç rahatsızlık duymadan ne kadar kârlı olduklarını gösterdikleri ilanlarına rastlamaktayız. Bu yetmiyormuş gibi, gene hiç rahatsızlık duymadan devasa ve aşırı lüks gökdelenler yaparak halka tafra atmaktadırlar. Bu paraların; ömür boyu yemeyip, içmeyip, üç kuruş biriktirerek bankada hesap açan halktan elde edilen olağanüstü kârlarla; alın teri döküp, bin bir zorlukla ayakta durmaya çalışan fabrikalardan yüksek faizlerle temin edildiğini fütursuzca sergilemektedirler. Ne yazık ki, kendisine yapılan bu saygısızlığa halkımızdan hiçbir tepki gelmemektedir.
Bankalar, bir ülke halkının hazinesi, sermayesi ve hayat kaynağıdır. Bu kaynak bugün rahatlıkla yabancı uluslara satılabilmekte, halka ait bu kaynaklar yabancı ülkelerin kontrolüne verilebilmektedir.
Bankacılık derhal devletleştirilerek millîleştirilmeli, kâr hesabı bırakılıp tasarruf sahiplerine, esnafa, tarımla uğraşana, fabrikalara destek olunmalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder