Atatürk'ün ifadesiyle, eğitim millî olmalıdır. Bugün uygulanan eğitim sistemi ise her konuda olduğu gibi, Batı'dan kopya edilmiştir ve millî olmaktan çok uzaktır. Gayet tabii ki, her kopya gibi bu da kötü bir kopyadır.
Kopya; "O benden daha iyi bilir." demektir. Yani bilgisizliği, cehaleti ve acziyeti kabuldür. Bir aşağılık kompleksidir. Eğitimsizliğin göstergesidir.
Batı kültürüyle Türk kültürü hiçbir yönden benzerlik göstermez. Batı kültüründe materyalizm, Türk kültüründe ise duygusallık ve manevî değerler ön plandadır. Batı, doymak bilmez, muhteristir; Türk milleti ise kanaatkârdır, azla yetinmesini bilir.
Batı eğitim sisteminin kendi milli kültürümüzle çelişeceği, en azından Batı'daki sonuçları vermeyeceği muhakkaktır. Öyle de olmaktadır. Cumhuriyetin ilanından bu yana 85 yıl geçmiş olmasına rağmen ülkenin durumu ortadadır. Toplumun mutlu olduğu, geçim sıkıntısı bulunmadığı, işsizlik olmadığı, Batı hukukunun ihtiyaçlarımıza cevap verdiği söylenemez. Zira günümüz devlet yöneticilerinin tümü, Batı eğitiminin kopyacılığıyla yetişmişlerdir. Bu seçim doğru olsaydı, bugün Batı'nın seviyesine ulaşmış, hatta geçmiş olurduk. Zira Batı'ya göre iklimi, yer altı ve yer üstü servetleri açısından onlardan çok daha avantajlı topraklara sahibiz.
Bugün ulaştığımız sonuç, Batı taklitçiliğiyle bir yere varamayacağımızı göstermektedir. Buna rağmen sanki doğru yapmışız da çok iyi sonuçlar almışız gibi, her şeyimizle, bütün varlığımızla, her geçen gün Batı'yı daha fazla kopya ediyoruz. Battıkça batacağımız ortada.
Oktay Sinanoğlu'nun ifadesine göre; 1945 yılında ABD ile yapılan anlaşma gereği , 8 kişiden oluşan ortak bir kurul oluşturulmuştur. İşin ilginç yanı, bunların yarısı Türk, diğer yarısı da Amerikalıdan oluşması ve kurul başkanının da daima Amerikalı olması. İş bu kadarla da kalmıyor, Amerikalı başkanın 2 oy hakkı bulunuyor (Büyük Uyanış, Oktay Sinanoğlu, Eylül 2003, 10. b., ISBN 975-8410-27-X, s.70)
Bu şartlarda eğitimin millî olmasından söz edilebilir mi?
Bugünden başlayarak, kültürümüze uygun ve çağdaş bir eğitim sistemine geçebilsek, en erken 30 yıl sonra kalkınmaya başlamamız söz konusu olabilecektir. Buna rağmen geç kalmış sayılmayız.
Peki, eğitim sistemi nasıl olmalı?
Nasıl olursa olsun bugünkünden çok farklı olmalı; en azından ezbercilik kalkmalıdır. Radikal bir kararlılıkla Milli Eğitim Bakanlığı gerçekten "millî", gerçekten "Eğitim Bakanlığı" haline getirilmelidir. Ana hedef, düşünmesini bilen bir nesil yetiştirmek olmalıdır.
İlköğretimden itibaren sınıflarda dersler, talebenin dikkatini çekecek şekilde, soru-cevap şeklinde olmalı, talebe zorunlu olarak konuların içine çekilmeli, fikir yürüterek düşünmeyi öğrenmesi sağlanmalıdır.
Tarihimiz ve yabancı devletler tarafından uğradığımız zulüm net bir şekilde anlatılmalı, bütün nesiller Batı'nın kaypaklığına, saldırganlığına karşı aşılanmalıdır. Yabancı ülkelerle dostluk palavrası yerine; kitaplarda Batı, özellikle Yunan zulmü anlatılmalıdır. Aynen Yunan'ın kendi kitaplarında yapmaya devam ettiği gibi. Bu, düşmanlığı teşvik için değil; uyanık kalmayı, gelecekteki tuzaklarına aşılanmayı sağlamak için yapılmalıdır. Yabancı ülkelerle dostluklar, yalnızca siyasi boyutta olması ve o düzeyde kalması gereken yalanlardır. Batı anlayışında dostluk diye bir şey yoktur. Hiçbir tarihçi, tarihte, bir tane bile dostluk örneği gösteremez.
Tarih boyu Almanlarla dost geçindiğimiz söylenegelmiştir. Oysa Almanya, kendi çıkarı için bizi bir emrivaki ile I. Dünya Savaşı'na sokmuş, Osmanlı'nın mahvolmasına neden olmuştur. En dost olanı böyledir. Batı'nın tümü kaypak ve çıkarcıdır.
Yüksekokullarda mühendislik, bir branş olmak yerine, iki yıllık zorunlu bir eğitim olmalı ve bir talebe hangi bölümü seçerse seçsin, önce iki yıl mühendislik okumalı, daha sonra ister hukuk, ister edebiyat, ister müzik, isterse bugünkü mühendisliğin herhangi bir dalını seçmelidir.
Neden böyle düşündüğümüzü açıklamak gerekirse; mühendis kelimesinin anlamına bir göz atmak yeterlidir. Mühendis, "Hendese" kelimesinden türemiştir. Hendese, bugünkü dilimizde "Geometri" demektir. Geometri, neden bu kadar önemlidir? Önemlidir zira ispata dayalı olup muhakeme sistemini geliştiren bir bilim dalıdır. Düşünmeyi öğretir. Bu bakımdan mühendislere "düşünmeyi bilen" kişiler olarak bakılmaktadır. Oysa bugün yetişen mühendislerimizin bile büyük çoğunluğu düşünmeyi bilmezler. "Nasıl mühendis olmuşlardır?" derseniz, ezbercilikle diploma almışlardır. Düşünmeyi öğrenmeden...
Görülüyor ki, kavramlar anlam zaafına uğratılmış, temel bozulmuştur. Yeni yetişen mühendislerimizin bile çoğunun düşünemeyen kişiler olduğunu gözlemleyebiliyorsak, diğer branşlardan mezun olmuş talebelerin durumu daha da vahimdir.
Bir hakimin, bir avukatın, akademik kariyer yaparken, hendese (Geometri) okumadığını hepimiz biliriz. Hukuk mevzuatını okurlar. Peki düşünmesini öğrenirler mi? Ne gezer! Şu halde insanların hayatını ve tüm geleceğini etkileyecek konularda karar veren hakimler, düşünme yeteneğinden yoksun olurlarsa, istedikleri kadar hukuk okumuş olsunlar -kendi kişisel gayretleriyle bireysel yeteneklerini geliştirmemişlerse- âdil karar vermeleri söz konusu olabilir mi? Böyle yetişen kanun yapıcıların yaptıkları kanunlar âdil olabilir mi? "Olur tabi. Biz kanun yapmıyoruz, yapılmış denenmiş Batı kanunlarını aynen ithal ediyoruz." denecektir. Bravo doğrusu! Batı'nın kendi kültür ve çıkarlarına göre düzenlediği kanunları kabullenerek Türk halkının ihtiyaçlarına cevap vermek söz konusu edilebilir mi? Memleket genelinde bir anket yapsanız, kanunlardan kimin hoşnut olduğunu söyleyebilirsiniz?
Tıp fakültelerinde ve diğerlerinde durum farklı mı? Hangi tıp fakültesinde hendese, matematik vs. öğretilir? Hiçbirinde... "Doktor Matematiği, hendeseyi ne yapsın?" diye bakılır. Peki düşünmeyi hangi yolla öğrenecek bu talebeler? Düşünmek mi? O da ne? Düşünüp de ne yapacak? Hangi hastalığa ne ilaç verileceğini, hayata atıldıktan sonra, ilaç fabrikalarının propagandistlerinden öğrendiler mi, iş tamam.
Özetle; eğitim sistemi tamamen kendi kültürümüze, kendi insanımıza hitap edecek, düşünmesini bilen adam yetiştirecek şekilde düzenlenmelidir. Hiçbir yerden kopya almadan... Kendi özümüze uygun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder